22 , -  




FAQ







-




















Eurasian Movement (English)



.. " "" -


.. " "

>>
>>
>>
>>
>>
>>
>>
(.) | mp3
.

(- mp3, . 1 )
:
- -
- -

--
[ ]
[ ]
[ -]
[ ]
[ ]
- [ ]
[ ]
[ ]
? []
[ ]
.. >>
>>
>>
>>
>>
" "
, 125375, , , 7, 4, 605, (. )
:
+7(495) 926-68-11
- , , , , CD, DVD, VHS , , "" .
E-mail:
  • " "
    -:
    +7(495) 926-68-11
  • - " "
  • . ()

  • [ ]

  • .
    : 117216, / 9, ..

    " "




  •    width=

      width=

    - width=
    Rambler's Top100



    ..

    -
    evrazia - lj-community
    -
    -




    (VIII )

    ( )

    ( )

    ( )

    . @Mail.ru
    Avrasya büyük vatanımız! / Doğu Perinçek 
    Avrasya büyük vatanımız

    İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçekin 4-5 Aralık 2004 günlerinde Ankarada gerçekleştirilen Avrasya Sempozyumuna 5 Aralık günlü sabah oturumunda sunduğu bildiri. Perinçek, yazılı metne konuşmasında belirttiği görüşleri de eklemiş bulunmaktadır.

    ABD ile Avrasya arasındaki kamplaşma

    20. yüzyıl devrim önderlerinin ve Türk Devriminin Büyük Önderi Mustafa Kemal Atatürkün, çağımızda yaşanan süreçleri açıklayan, Zalim Ülkeler-Mazlum Milletler kamplaşması bugün de geçerlidir. Bugün bu saflaşmanın içeriğini, ABDnin dünya efendiliği veya yaygın adlandırmayla tek kutuplu dünya girişimi belirlemektedir. Aslında ABD bu iddiasıyla nesnel olarak bütün dünyayı karşısına almıştır. Ancak esas cephe, ABD ile Avrasya arasındadır.

    Avrasya, coğrafya kavramı olarak, Atlas Okyanusundan Pasifik Okyanusuna kadar uzanan, Okyanustan Okyanusa bütün Eski Kıtayı kapsar, yani Avrupa ile Asyadan oluşur. Ancak siyasal açıdan bakarsak, Avrasya; Doğu Avrupa, Rusya ve Türkiyeden başlayıp Pasifik Okyanusuna kadar uzanır. Esas cepheleşme, bugün için ABD ile bu coğrafya arasındadır. Türk-Rus-İran-Çin-Hindistan ekseni; Avrasyanın esas güçlerini oluşturur.


    Atıflar:

    Demirel ve Denktaş'lı Avrasya buluşması



    Avrupa Birliğinin ara güç konumu

    Almanya-Fransa ekseninde kurulan Batı Avrupa ise, coğrafya olarak Avrasyaya dahil olmakla birlikte, siyasal düzlemde, şu an ABD ile Asya arasında kalan ara güç konumundadır. Ara güç, her zaman bölünür ve bugün de bölünmektedir. İngiltere, ABDnin Atlantik cephesinde yer alırken, Almanya ve Fransa yüzlerini Asyaya çevirmiş bulunuyorlar. Avrupanın değişmez şeflerinden ve Almanya eski Başbakanı Helmut Schmidt, bir ay kadar önce yayımlanan Die Maechte der Zukunft (Geleceğin Devletleri) adlı kitabında aynen şöyle diyor:

    Kıta Avrupası milletlerinin çoğunluğu için, görünen gelecekte, Amerikan emperyalizmine gönüllü olarak boyun eğmek için, ne stratejik bir neden vardır, ne de ahlaki bir neden Biz, evet deyiciler haline gelerek yozlaşamayız. ABD, gelecek onyıllarda Avrupa Birliğinden daha işbitirici olacak olsa da, hatta Amerikan hegemonyası daha uzun bir geleceği kapsayacak olsa bile, Avrupa milletleri onurlarını korumak zorundadırlar. Onur, kendi vicdanımıza karşı duyduğumuz sorumlulukta ısrar etmeye dayanır.

    Bu satırlar, Avrupa Birliğinde gelişen ve gittikçe hakim olan eğilimi yansıtmaktadır. Ancak yine de Batı Avrupa, şu an için bazen Atlantik, bazen Asya saflarına yalpalayan bir güç konumundadır. Avrupa Birliğinin krizini belirleyen durum da burada saklıdır.

    Avrasyanın bağrına dayanan hançerler

    ABD ile Avrasya ülkeleri arasındaki saflaşma, hem dış cephededir, hem de iç cephelerde.

    Bizim Namık Kemalimizin o dizesi akılımızdan hiç çıkmaz: Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini. Bugün bizim büyük vatanımız olan Avrasyanın durumu tam da böyledir. ABD hançerini Felluceye dayamıştır; Musula, Kerküke, Telafere dayamıştır.

    ABD, hançerini Kuzey Kıbrısa dayamıştır. Kıbrıs, Agratur ve Dikelya üsleri üzerinden kısmen ABD işgali altındadır ve Annan Planı, aslında Kıbrısın bütünüyle ABD işgali altına alınması planıdır.

    Filistinin bağrında, zaten hep o hançer saplıdır.

    Afganistana dayanan hançer, aynı zamanda Çine, Rusyaya, İrana ve Pakistanın bağrına uzanmaktadır.

    En son Ukrayna da, o hançerle bölünme tehdidi altına girmiştir.

    ABD, Avrasyayı cepheden tehdit etmek yanında, iç hatlardan da kuşatma hamlesi içindedir. Etnik bölücülük, dinsel aşırılık ve uluslararası terör, ABDnin Avrasyayı iç hatlardan kuşatma araçlarını oluşturuyor.

    Uluslararası terör hurafesi

    Geçerken uluslararası terör denen cine veya hurafeye değinmek zorundayım. Çünkü Eski Rusya Başbakanı Primakov gibi bir çok ciddi Avrasyacı bile bu hurafeye inanmış gibi gözüküyorlar. Birleşmiş Milletler kararları zaten bu hurafeyle doludur.

    Bizce bugün devletlerden bağımsız bir uluslararası terör yoktur. Büyük devletle ilişki, çağımızda ciddiye alınacak bütün terör örgütlerinin tunç yasasıdır. Ciddiye alınacak bütün terör eylemleri, en sonunda o eylemleri örgütleyecek ve destekleyecek bir devletin varlığına işaret etmektedir. Bu nedenle hiç kimse kendisini ve başkalarını aldatmamalıdır. Örneğin Doğu Türkistan, Çeçen ve Kürt maskeli ayrılıkçı terörün arkasındaki süper devleti, Çin dahil sanırım herkes bilmektedir. Uluslararası terörün arkasındaki esas güç, ABDdir.

    O zaman dünya kamuoyu niçin devletlerin dışında bir terör heyulâsıyla aldatılmaktadır? ABD ile yüz yüze gelmeyi erteleme taktiği midir bu? Gerçeğe dayanmayan taktik, her zaman sahibini vuran taktiktir. Bu olay, masanın çevresine oturup ruh çağıran kimselerin birbirlerini aldatmalarına benzemektedir ve zarara uğrayanlar da, ruh çağıranların kendileridir. Avrasya ülkeleri, ABD tehdidini birbirlerine ciro etmek gibi geçersiz oyunları artık bırakma zorunluluğuyla yüz yüze gelmişlerdir. Çin, Rusya, Türkiye ve herkes bunu anlamak durumundadır. Tehdidi görmenin diğer yüzü, dostları görebilmektir. Birbirine güven sorununu aşmanın biricik yolu budur

    ABDyi esir eden cephe

    ABDnin Avrasya coğrafyasındaki son terör sabıkalarına bakacak olursak, Irak, Türkiye, İran ve Suriyeye karşı Kürt maskeli ayrılıkçı terör; Rusyaya karşı öncelikle Çeçen maskeli ayrılıkçı terör; Orta Asya cumhuriyetlerine karşı gerici terör; Çine karşı Doğu Türkistan maskeli ayrılıkçı terör; bunların hepsi gözler önündeki olgulardır. ABDnin etnik bölücülüğü ve dinci gericiliği kullanarak yönelttiği bu tehditler, bir yandan Avrasya ülkelerini iç hatlardan kuşatma girişimidir; ancak aynı zamanda ABDnin dünyanın her yanına yayılan çok geniş bir cephe açtığını gösteren olgulardır. ABD, bu geniş cephenin esiri olmuştur ve savaşı bu geniş cephede kaybetmektedir, kaybedecektir.

    Ancak ABDnin yenilgiye uğradığı gerçeğini, öncelikle o geniş cephede tehdit edilen ülkelerin görmesi gerekiyor. Tehdidi birlikte göğüslemek yerine, belâyı başkasının üzerine yıkmak, kurnazca görülse bile, dar görüşlülüğün ifadesidir. Tehlikeyi başkasına ciro etme açıkgözlüğünün ne kadar ağır faturalara yol açtığını, o politikaya başvuranlar tarih boyunca görmüştür. Örneğin 1938 Münih Sözleşmesinin bedelini, o sözleşmeyi yapan İngiltere ve Fransa çok ağır ödemiştir. Hitleri bir başkasının üzerine sürerek Hitlerden kurtulma imkanının bulunmadığını, sanırım artık öğrenmeyen kalmamıştır. Bu Avrasya toplantısı, özellikle bu taktik sığlıktan kurtulmak ve ortak tehdit altındaki ülkeler arasında güven ortamı yaratmak için düzenlenmiştir. Birbirimize yardımcı olmamız gerekiyor.

    Geniş Avrasya cephesi, bir yönüyle ABDnin ne kadar büyük bir hırsa sahip olduğunu göstermektedir; bir yönüyle de ABDnin kuvvetini üstesinden gelemeyeceği kadar geniş bir savaş alanına yaydığını.

    Avrasya ittifakı

    Avrasya açısından baktığımız zaman, ABDnin dış ve iç hatlardan açtığı bu cepheler, birer ittifak cephesidir.

    Dünya efendiliğine kalkışan ABD, Avrasya ittifakını zorunlu kılmıştır. Hiç kimse bu ittifaktan uzun boylu kaçınamaz. Bugün en ön cephede bulunan Irak, Türkiye, İran, Suriye, Rusya ve Ukrayna için, bu ittifak hızla varlık yokluk sorunu haline gelmektedir ve bu nedenle yakıcıdır. Çin Halk Cumhuriyetinin zaman kazanma gayretleri, sadece zaman kazanma gayretidir. Çinin hesaplaşmayı ertelemek için, barış ve istikrar etkenlerini olduğundan büyük değerlendirme çabaları, artık yerini gerçeğin soğuk yüzünü görme gerçekçiliğine bırakmaktadır. Herkes bilmektedir ki, ABDnin stratejik düşmanı Çindir. Bu nedenle Çin, ne zamana kadar cephe gerisinde durabilecektir; bu ABDnin kararlaştıracağı bir sorun olarak gözükmektedir. ABD, Çinin önlenemez yükselişini barışçı yoldan sineye çekebilecek midir, karar konusu budur. Şu anda bu yönde bir belirti gözükmüyor. Tam tersine ABD, Çinin yükselişini daha erken bir aşamada durdurmak gibi çılgınlık peşindedir.

    Biz tarihten biliyoruz ki, dünya dengeleri bugüne kadar barışçı yollardan değişmedi. İnişe geçen güç, yükselen ülkenin kendisini geçmesine barışçı yoldan razı olmadı. Dünya savaşları da bu yüzden çıktı. Bugün dünya, bölgesel ve hatta daha geniş çaplı savaş tehdidi altındadır. Bu nedenle her taraftan kan ve barut kokusunun yükseldiği koşullarda, barış hayallerine kapılmak yerine, saldırganı dizginleyecek kararlı politika ve pratikler üretmek, daha doğru olacaktır. Dünya tarihinde bütün barış zaferleri böyle kazanılmıştır. Bunu en iyi Çin tarihini yaşayanların bilmesi gerekir.

    Türkiye topun ağzındaki ülkeler arasındadır

    Türkiyeye gelince, topun ağzında olduğumuzu görmek için daha neyi yaşamamız gerekiyor? Kıbrıs ve Kuzey Irakta yüz yüze geldiğimiz tehdit ve iç cephede Batı destekli bölücülük ve Haçlı irtica, bizi uyandırmıyorsa, kim uyandıracaktır? AB kapısında çarmıha gerilen Türkiye, gerçekten de Sayın Gazi Üniversitesi Rektörümüz Prof. Dr. Kadri Yamaçın kibarca deyişiyle plastikleşmiş, adeta plastikten devlet haline dönüşmüştür. Türkiye Cumhuriyeti, hele Tayip Erdoğanların yönetimi altında, Türkçenin çok zengin ifade olanaklarıyla devletimsi, devletimtrak denebilecek bir hale düşmüştür. Kanunlar da, pamuk ve tütün gibi dışardan ithal edilmeye başlanmış ve milletvekilleri de 12 milyon insanımız gibi işsiz kalmıştır. Böylece işsiz sayımız, devlet egemenliğini yitirdiğimiz bu koşullarda 12 milyon 550ye yükselmiştir.

    Kıbrıs ve Egede karşılaştığımız tehditler, vatanımızın güneydoğusunda Kukla Kürdistan kurma iddiaları, İstanbulun Patrikhanenin payitahtı haline getirilmesi girişimleri, Ermeni soykırımı dayatmaları, 300 milyar dolar toplam borca batan ekonomimizin haciz tehditleriyle karşılaşması vb, bütün bunlar Türkiyenin artık bir cephe ülkesi haline geldiğini gösteriyor.

    Her yandan kan ve barut kokusunun yükseldiği bu koşullarda, artık şiddetin geçerli olmadığı hâyâllerini yaymak, vahim bir yanılgıdır. Bu yanılgıya köşe yazarları kapılsalar yine neyse, ancak aynı yanılgının Türk Ordusunun en üst kademelerinde yankı bulması, çok ağır faturalar getirir. Yeni Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi konusunda basında çıkan haberlerin doğruluğuna inanmıyoruz. Bu haberlerde artık devletler arasında savaş tehdidinin geçerli olmadığı gibi saptamaların yapıldığından söz edilmesi, olsa olsa psikolojik savaş görevlilerinin işidir kanısındayız. Tam tersine Türkiye, Birinci Dünya Savaşından bu yana ilk kez devletler arası savaş tehdidiyle yüz yüzedir. ABD, Irakı işgal ederek ve Güney Kıbrısa üslenerek komşumuz olmuştur ve Türkiyeyi işgal tatbikatları yapmıştır. 2002 yılında Lozanın yıldönümü olan 24 Temmuz günü başlatılan ve ABD tarihinin en büyük tatbikatı olan bu uygulama, Bin Yılın Meydan Okuması (Millenium Challenge) gibi iddialı isimler taşımaktadır. Bizi tehdit eden güç, bizim bin yıllık direnme kabiliyetine sahip olduğumuzu kabul etmiş olmaktadır. Kaldı ki, tatbikatın uygulamasına da geçilmiştir. 4 Temmuz 2003 günü, ABD birliklerinin Süleymaniyede silah kullanarak Türk subay ve astsubaylarının başına çuval geçirmesi, bir savaş ilanıdır. Savaş bu aşamada silaha silahla cevap vermediğimiz için ertelenmiştir.

    Üstelik Türkiye, Çin, Rusya ve İrandan farklı olarak, içerden, hem de hükümet mevzilerinden de vurulmaktadır. O kadar ki, Başbakan koltuğunda oturan Tayip Erdoğan, 15 Şubat 2004 akşamı Kanal D camından, ABDnin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakırı merkez yapacağız diyerek, ABDnin görevlisi olduğunu ilan etmiş ve Türkiyeyi bölme senaryolarında rol aldığını itiraf etmiştir.

    Haçlı irticayı temsil eden iktidar, ABDnin kriz bölgelerine müdahale misyonunu yerine getireceğini, hükümet programına yazmıştır. İktidar sahipleri, Türkiyeyi Avrasya kapılarına vurulacak koçbaşı haline getirme tertiplerinin içindedir. O halde bu felâket senaryosundan kurtulmamız, yalnız Türkiyenin değil, bütün Avrasyanın meselesidir. Türkiyenin milli kuvvetleri, bu nedenle bütün Avrasya ülkelerinden dayanışma bekleyecek bir nesnel zemine sahiptirler.

    İki seçenek yok

    Bu koşullarda Türkiye, ABD ve ABnin dünya ekonomisindeki paylarının büyüklüğüne gönderme yaparak, tercihte bulunamaz. Bizim tercihimizi, dünyanın en büyük ekonomisinin hangi devlette olduğu sorusu belirlemez. Bizim tercihimizi, en başta Türkiyenin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve millî stratejimizin güvenliği, başka deyişle Kemalist Devrimi tamamlama hedefimiz belirler. Bu durumda Türkiyenin önünde iki seçenek bulunmuyor, tek seçenek bulunuyor. O seçenek, devrimle kurduğumuz milli devlettir.

    Devrimimizi kaybettiğimiz zaman devletimizi de kaybetmeye başladık. Öyleyse Kemalist Devrimi tamamlamak, Türkiyeyi bu temelde yeniden kurmak durumundayız. İttifaklar, bu stratejiye göre biçimlenecektir.

    50 yıllık Küçük Amerika süreci sonunda bir muhasebe yapacak olursak, tek cümleyle, Atlantikte boğuluyoruz. Atlantikin bize dayattığı programla devletsizleşiyoruz, cumhuriyetsizleşiyoruz ve milletsizleşiyoruz. Biraz daha boynumuzu uzatmaya devam edersek, bu sürece direnme olanaklarımızda çok daha büyük zaaflar oluşacak. O nedenle ABD, isterse dünya ekonomisinin yüzde 90ına sahip olsun, Türkiye, eğer varolacaksa, Atlantik diye bir seçenekten artık yoksundur. Pentagon raporları, Türkiyeyi küreselleşme karşısındaki ciddi tehditler arasında görmektedir. Başka deyişle ABD, Türkiyeyi stratejik düşmanlar listesine almıştır. Üstelik Türkiye cephe ülkesidir.

    Türkiyenin ön cephe olması ve tehdidin yakıcılığı, bir bakıma Türkiyenin şansı olarak da değerlendirilebilir. Bu durum, Türkiyeye Avrasyada anahtar bir konum kazandırmıştır. Türkiye, 1999 yılında Clintonun da belirttiği gibi, Asyanın anahtarıdır. Ancak bilindiği gibi anahtar, kapıyı açar da, kilitler de. Türkiye, Avrasya kapısını kilitlemeye mecburdur. Çünkü o zaman kendi kapısını kilitlemiş olacaktır.

    Önce biz kendimizi savunacağız

    Kıbrıs ve Kuzey Irak sorunlarını, öncelikle hukuk düzleminde savunmak yerine, olası müttefiklerimizin çıkarları zemininde anlatmak, çok daha verimli sonuçlar getirir. Kimse bize, daha çok vurulduğumuz, daha çok kırıldığımız için dost olmayacaktır. Ancak Kıbrıs ve Kuzey Irak, artık herkes için, Araplar için de, İran için de, Rusya için de, Ukrayna için de, Çin için de, evet Okyanustan Okyanusa bütün Avrasya için ön cephe haline gelmiştir. Kıbrıstan Kuzey Iraka uzanan hat, yalnız Türkiyenin değil, bütün insanlığın ön cephesidir. Rusyanın, İranın, Çinin savunmaları, artık Kuzey Kıbrıs ve Kuzey Iraktan başlamaktadır. Bunu ilerde daha çetin koşullarda kavramak yerine, bugünden anlamak ve KKTCye açılım sürecini başlatmak, herkesin yararınadır ve Avrasya politikasının öncelikleri arasındadır. Ancak Avrasya ülkelerinin KKTCyi savunmaları için, önce Türkiyenin KKTCyi savunması gerekiyor. Açık söyleyeyim, Avrasya hükümetlerinin yöneticileriyle yaptığımız görüşmelerde, çok sık duyduğumuz cümle şudur: Türk hükümeti, KKTCyi tanımamızı istemiyor ki, biz de tanıyalım. Evet acı gerçek budur. Bugünkü iktidar sahipleri, başka devletlerin KKTCyi tanıma eğilimlerinin karşısına dikilmekte ve bu yöndeki girişimleri açıkça baltalamaktadır.

    Biz kendimizi savunma kararı almadan, başkalarından bunu beklemek, safdillik olmuyor mu? Türkiye kendini savunmaya karar verirse, müttefiklerini bulacaktır. Önce müttefikleri garanti edeyim, sonra vatanımı savunmayı düşünürüm tutumu, Türkiyeyi parçalamak isteyenlere yardımcı olmaktır.

    Kuzey Irakta kurulan ikinci İsrailin bozulması için, Türkiye, İran ve Suriye doğal müttefik konumuna gelmişlerdir. Rejimler ne olursa olsun, bu ülkelerin bütünlüğü birbirine bağlanmıştır. Irakın bütünlüğü, tek tek bütün Avrasya ülkelerinin bütünlüğüdür.

    Türkiyenin kendisini savunmaya karar vermesi, Almanya ve Fransanın olumsuz tavırlarını değiştirmesine de yol açabilecektir. Almanya ve Fransa, Kıbrısı çoktan ABDye kaptırmış bulunuyorlar. Çünkü oradan Türk ordusunu atma iddiasını gündeme koyarak, aslında kendilerini devre dışı bırakmışlardır. Çünkü Avrupa Birliğinin Türk Ordusunu Kıbrıstan silahla çıkartma kabiliyeti yoktur. ABDde o kabiliyet ne kadar vardır, bu da Türkiyenin tavrına bağlıdır. Kıbrısta ABDnin bütün adayı işgal tehdidine karşı sağlam duran bir Türkiye, Almanya ve Fransanın tavrını değiştirebilir. Tıpkı Kurtuluş Savaşında Sakarya zaferinden sonra Fransanın Devrimci Ankara hükümeti ile anlaşma yapmak zorunda kalması gibi. Tabii 5 bin Fransız askerini Güney topraklarımıza gömdükten sonra. Yine bir kararlılık sorunuyla karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz.

    Kemalist Devrim yoksa Türkiye de olmuyor

    Sorun nereden çıkıyor? Türkiyede geniş kesim, denge hesaplarını, bağımsızlık ve milli devlet kararının önüne çıkarmıştır. Dengeler olanak verirse devletimi savunurum, bu olanak yoksa devletsiz kalmaktan başka çare yok noktasına gelinmiştir. Ne yazık ki, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bile dar askeri bakış açısı diyebileceğimiz böyle bir yanlışa rastlanmaktadır.

    Yığınakta yapılan hata, giderilemez. Yanlış strateji, doğru taktiklerle düzeltilemez. Milli d stratejisini terk ettikten sonra, doğru politika ile durumu kurtarma olanağı yoktur. Yanlış strateji, doğru politikaları da aşındırmakta ve yok etmektedir. Türkiye, son elli yılda Kemalist Devrimden vazgeçtiği için krize yuvarlanmıştır. Aslında biz evrensel bir gerçeği, Fransız Devriminden bu yana yaşanan dünya gerçeğini terk ettik. Milli devlet yoksa, zenginleşemez ve özgürleşemezsin. Define bularak veya piyango çekerek zenginleşmiş bir millet yoktur. İngiltere, Fransa, ABD, Almanya, Japonya, Rusya ve Çin: Bütün sanayileşme ve kalkınma atakları, yalnız ve yalnız milli devletle gerçekleşti.

    Öyleyse Türk meselesi, önce kayıtsız şartsız milli devlete sahip olma meselesidir. Bugün böyledir, dün de böyleydi. Kemalist Devrimle çözdüğümüz bu mesele, Kemalist Devrimin yıkımı sonucunda yeniden önümüze çıkmıştır.

    Avrupa Birliğine üye olmak, bizim için milli devletten vazgeçmek ve devletsiz kalmaktır. Bizi AB kapısına ABD bağlattı ve orada denetim altına aldı; böylece yeniden Kemalist Devrim rotasına yönelmemizi önledi. Bunu açıkça belirtiyorlar. O nedenle ilk iş, AB kapısındaki bağlarımızı çözeceğiz, aday üyelikten çekileceğiz ve Avrupa Gümrük Birliğinden çıkacağız.

    Kefeni giymek gerekiyorsa

    Demek ki, en başta 21. yüzyılda bizim bir milli devletimiz olacak kararını vereceğiz. Bu karar, stratejik bir karardır. Bu kararı almak için hesap kitap olmaz. Bu kararı almadan hiçbir şey olmaz. Öyleyse kefeni giymek gerekiyorsa, kefeni giyecek ve bu kararı alacağız. Ölümü göze almak, bazen yaşamanın şartıdır. Ya istiklal ya ölüm sözü böyle bir durumda söylenmiştir. Bilmek gerekir ki, küreselleşme döneminde istiklâlin fiyatı bir hayli yüksektir. Ancak bağımsızlığı kaybederek ayak altında kalmanın fiyatı, çok ama çok daha yüksektir.

    Milli devlet demek Türkiye için, Kemalist Devrimi tamamlamak anlamına gelir. Kemalist Devrim gitti mi, milli devlet de gidiyor. Bizim için biricik çağdaşlaşma modeli, milli devlettir, yani Kemalist Devrimdir. Son elli yılın muhasebesi özetle budur.

    Çöken ve yükselen uygarlık

    Kemalist Devrimin modası geçmedi, yeniden oraya geldik. Dünya da oraya geldi. Çine bakınız, son elli yılın Çin harikası ile 1930ların Türk mucizesi üç aşağı beş yukarı aynı programdır. Doğu ülkeleri, demokratik devrimlerini gerçekleştirmek için, bağımsız bir cumhuriyet kurmak yanında halkçı, devletçi, laik ve devrimci olmak zorundadırlar. Bütün Doğu devrimlerinin programı özetle budur.

    Halkçı ve devletçi çözümler, hele bugün yeniden insanlığın gündemine girmektedir. Emperyalist kapitalist sistem mafyalaşmıştır. Bu nedenle ABD ekonomisi 500 milyar dolar dış ticaret açığı ve yine o kadar bütçe açığı vermektedir. ABDnin tepesine en çılgınların, gözü kara savaş çetelerinin oturmasının nedeni budur. ABD, dünyaya refah götürmediği gibi özgürlük de götürmüyor. Sistem çökmektedir. Bunu artık Batının liderleri itiraf ediyor. Eski Alman Başbakanı ve Avrupa şeflerinden Schmidt, yukarda andığım son kitabında Batı uygarlığının inişe geçtiğini ve 21. yüzyılın uygarlığının artık Asyadan yükseldiğini belirtmekte ve Çinin bu yükselişin lokomotifi olduğunu vurgulamaktadır.

    Doğrudur bunlar. Bu açıdan Atlantik ile Avrasya arasındaki çelişme, aslında çöken bir sistem ile yükselen yeni uygarlık arasındaki çelişmedir. Yükselen yeni uygarlığın özel çıkar ve bireysel kâr dürtüsüne dayanmayacağı da gözükmektedir. Dünkü oturumda Azerbaycan Büyükelçisi Sayın Mehmet Aliev, bu sistemde doğanın yıkıma uğradığına işaret etti. Kapitalizm, dünyanın damını delmektedir. Ozon tabakasındaki deliği hangi holding kapatabilir? Artık insanlık kolektif ve kamusal çıkara öncelik vererek çözebileceği sorunlarla karşı karşıya gelmiştir.

    21. yüzyılın yükselen değerleri, bireycilik değil toplumculuk, özel çıkar değil kamu çıkarı, bireysel kâr değil kamu hizmeti olacaktır. Bu nedenle Atlantik ile Avrasya arasındaki çelişme, denizler ile karalar arasındaki çelişmede odaklanan jeopolitik mantığı içinde açıklanamaz. Çelişme, sistemler arası çelişmedir; uygarlıklar arası çelişmedir. Özel çıkarcılık ile toplumculuk arasındaki çelişmedir son tahlilde. Avrasyanın yeni bir uygarlık modeli olmasının nedeni de buradadır. Sanıyorum Aleksandr Dugin dostumuz ile farklı düşündüğümüz nokta burada düğümleniyor.

    Ve bir zamanlar Wittfogel gibi emperyalizmin teorisyenleri tarafından gerilik nedeni sayılan Avrasyanın devletçiliği ve kamuculuğu, aslında yükselen uygarlığın büyük tarihsel mirasıdır.

    Avrasya çocuklarıyız

    Dünyanın küçüldüğü çok sık vurgulanıyor. Küçülen dünyada vatanlar da küçülüyor. Türkiye, bizim küçük vatanımız; Avrasya ise büyük vatanımızdır.

    ABD tehdidi karşısında ülkelerin kendilerini tek tek savunmalarındaki zorluklar, teslimiyet gerekçesi olarak kullanılıyor. Oysa ABD tehdidini dengeleyecek ağırlıklar oluşmuştur. ABDnin parçalamak ve denetim altına almak istediği coğrafya, bugün aynı zamanda ABDye direnmek zorunda olan coğrafyadır. Bu koşullarda her milletin kendi vatanlarından daha büyük ortak savunma alanları oluşmuştur. Avrasya milletlerinin her birinin kendi küçük vatanları vardır. Öte yandan Avrasya denen büyük vatanları da vardır. Küçük vatanlarımızı büyük vatanımız içinde savunabiliyoruz. Öte yandan küçük vatanlarımızı savunurken, büyük vatanımıza yönelen tehdidi de göğüslemiş oluyoruz.

    Biz Türkler, Avrasya çocuklarıyız. Her Türk Avrasyalıdır ve her Avrasyalı da biraz Türktür. Dünya tarihinin belki de en fazla göç eden kavmi olan Türkler, Avrasya coğrafyasının her tarafına yayılmışlar ve bu coğrafyanın bütün kavimleri ile harmanlanmışlardır. Yine Türkler, yalnız Avrasyanın ekonomik ürün ticaretinde değil, aynı zamanda kültür alış verişinde de en çok alan ve en çok veren halklar arasındadırlar; hatta belki de o halkların başında gelirler. Bu nedenle Türkler, hem insan varlığıyla, hem de kültürel varlığıyla Avrasya çocuğudur; Avrasyalıdır.

    Avrasya uygarlığına büyük devletler kurarak, büyük ordular örgütleyerek, çeşitli kavimleri Türk adı altında kaynaştırarak, devletçiliğimizle, kamuculuğumuzla büyük bir tarihsel miras kattık. Bu miras, aynı gelenekler içinde yoğrulan Türk, Çin, İran ve Rus imparatorluklarının ortak mirasıdır. Patent, hepimizindir; başka deyişle Avrasya damgasını taşımaktadır.

    Avrasya bu açıdan yalnız bir gelecek değil, aynı zamanda muhteşem bir geçmiştir. Bu muhteşem geçmişin bilincinde olmak, aynı zamanda Batı dünyası ile barış içinde yaşama açısından bulunmaz bir yetenek sunmaktadır. Çünkü Avrasyada ırkçılık yoktur, kavmiyetçilik yoktur, Avrasyada birilikte yaşama kültürü vardır.

    Avrasya, kamuculuğu yanında, birlikte yaşama kültürüyle de yükselen uygarlığı temsil etmektedir.

    Dünyanın geleceğini Avrasya belirleyecektir.

    Gezegenimiz Atlantik çağından Avrasya çağına geçişin sancılarını yaşamaktadır ve bu sancılar büyük bir devrimci yükselişin habercisidir.

    Avrasya, 21. yüzyıl devrimlerinin coğrafyasıdır.


    : - , Russia.ru


    : , Georgia Times


    - -. , russia.ru


    . " ",


    . Russia.Ru


    : . GeorgiaTimes.TV


    . "-"


    vs.: .


    : . Russia.Ru


    4 : . " 24"

    :
    -
    ()

    (-)

    (-)

    ()
    -
    (-)

    ( )

    ()

    ( )

    ()

    ()
    ...